AZ ASLINDA ÇOKTUR
Minimalizm, son yıllarda popülaritesi giderek artan bir felsefi akım. Benim içinse 20 yılı aşkın bir süredir aşama aşama evrilen bir konu. Bu yazıda minimalizmin kendi tanımımı, minimalizme ilgimin nasıl başladığını ve genel hatları ile nasıl minimalist olacağınızı anlatacağım.
Minimalizme olan ilgim nasıl başladı?
Minimalizm kelimesinin varlığını bile bilmediğim zamanlarda, fazla eşyalardan kurtularak yaşam konforumu artırmaya çalışmamla başladı her şey. Daha sonra İnternet çağının başlamasıyla insanın bireysel zamanının ve odağının azalması sonucunda zihinsel süreçlerin de minimize edilmesi gerektiğini fark ettim. O zamandan bu yana geçen sürede minimalist yaşam için neler gerektiği konusunda epey düşünme fırsatım oldu. Herhangi bir şeye veya sürece baktığımda, onun minimize edilmesi için ne yapılması gerektiğine dair düşünmek, yaşamımın normal bir parçası haline geldi.
Yine de tam anlamıyla bir minimalist olamadım diyebilirim. Çünkü şehirde yaşayan bir insan olarak vazgeçemeyeceğim şeyler var. İşimin neredeyse tamamı bilgisayar ve İnternetle ilgili. Tüketimi tamamen durduramıyorum. Yaşam şeklimi radikal biçimde değiştiremiyorum. Zaten değiştirmek de istemiyorum.
Minimalizm benim için ne ifade ediyor?
Tüketimi tam olarak kısamıyorum, vazgeçemediğim şeyler de var ve vazgeçmeye niyetli de değilim. Peki o halde minimalizm benim için tam olarak ne ifade ediyor? İdeal bir minimalist değilsek, minimalist omaya çalışmanın bir anlamı var mı? Ben, açıkcası minimalizmin ifade ettiği şeyin, kişinin hayattan beklentilerine göre değiştiğini düşünüyorum. Yani bana göre minimalizmin anlamı ve kapsamı konusunda tek bir tanım yok. Benim, kendim için minimalizmden anladığım; şehirde yaşayan ortalama bir insanın, yaşam tarzından tamamen vazgeçmeden, yeni çağın getirdiği bazı olumsuz etkileri azaltarak veya tamamen ortadan kaldırarak yaşam kalitesni ve konforunu artırmak.
Minimalist yaşam nedir?
Minimalist yaşam; insan hayatındaki maddi ve manevi unsurları, ihtiyaçlara göre sınırlayıp en aza indirgeyerek, daha fazla odaklanabilirlik, hareket serbestliği, yaşam konforu ve kalitesi kazandıran yaşam şekli anlayışıdır.
Neden minimalizm?
Özellikle son 15 yılda bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerleme sebebiyle yaşamın artan hızı ile her geçen gün katlanarak artan bilgi yoğunluğu, ürün çeşitliliği ve bolluğu, değişen alışveriş ve tüketim alışkanlıklarımız, özetle değişen yaşam şeklimiz sebebiyle kaldırabileceğimizden daha fazla bilgi yoğunluğuna, kullanabileceğimizden daha fazla ürün ve tüketim seçeneğine boğulmuş durumdayız.
Daha çok tüketiyor, daha çok çalışıyor, daha fazla öğrenmeye çabalıyoruz. Daha çok tüketiyoruz, sebebini bile bilmeden. Bize sunulan her şey artık daha fazla ama bu bizi daha mutlu yapmadı. Oysa ki mutlu olmak için yaşıyoruz, demek ki yanlış olan bir şeyler var. Tüm bunları yaparken ise yaşam akıp gidiyor, biz ise anı yaşıyamadan, sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz sürekli. Ancak yaşam, yaşadığınız ana odaklanıp tadını çıkarabildiğinizde güzeldir.
Teknolojinin hayatımızı kolaylaştırması gerekmiyor muydu?
Günümüzde teknoloji, hayatımızı kolaylaştırdığından çok daha fazla bizi esir ediyor, üzerimize yeni sorumluluklar yüklüyor ve zamanımızı giderek daha fazla çalıyor. Oysa ki teknolojinin hayatımızı kolaylaştırması, bizlere zaman kazandırması gerekmiyor muydu! Ama öyle olmadı. Sahip olduklarımız bizim sahibimiz oldu.
Yeni yaşam şeklimizin ortaya çıkardığı sonuç şu: İnsanlar artık kendisi için yaşayamıyor. Daha fazla çalışıyoruz, daha fazla üretiyor, daha fazla tüketiyoruz, ancak kendimizle ilgilenebilecek vaktimiz ve bu vaktin kalitesi giderek azalıyor. İnsan olarak giderek daha fazla bireyselleşiyoruz. Çünkü yakın çevremizden başkasına, hatta kendimize ayıracak zamanımız bile pek kalmadı. Birçok irili ufaklı gürültünün arasında yaşamın müziğini duymaya odaklanamıyoruz.
Bu yaşam şeklini olduğu gibi kabul etmek zorunda değiliz. İşte minimalizm buraya devreye giriyor. Bu yeni çağın ortaya çıkardığı olumsuzlukları en aza indirmek veya tamamen ortadan kaldırmak adına bir takım önlemler alabiliriz. Hayatımızı, çevremizi, ilişkilerimizi ve zihinsel süreçlerimizi sadeleştirerek daha kaliteli, konforlu ve özgür bir yaşama sahip olabiliriz.
Nasıl minimalist olunur?
Şimdi gelelim işin pratikteki kısmına. Minimalist yaşayabilmek için öncelikle nesnelerin esiri olmaktan kurtulmamız gerekiyor. Paraya, hayatı idame ettirmeye yardımı olan bir araç olmaktan öte bir anlam yüklemememiz gerekiyor. Yani parayı sevmekten vazgeçmekten zorundayız. Parayı ne kadar sevdiğinizi anlamanın yolu, fiziksel dünyanın gerçekleri ile mutluluğunuz çakıştığında, mutluluğu ne kadar hızlı ve kararlı bir şekilde seçebildiğinize dikkat etmektir. Uçuk bir örnek verelim: Sevgilinizden vazgeçmeniz için ne kadar para istersiniz? Hızlı bir şekilde ve gerçekten kalpten, “sevgilim hiç bir paraya değişilmez diyorsanız” parayla işiniz yok demektir. Eğer hımm, 1 milyon dolar fena olmaz diye düşünüyor veya küçük de olsa bir duraklama yaşıyorsanız henüz paranın etkisinden kurtulabilmiş değilsiniz demektir. Minimalist olabilmek için para ile ilgili algınızın tamamen değimesi şart.
Aynı şekilde nesnelere sahip olmak da hayatın bir gerekliliği olmaktan çıkmalı. Nesnelere aşırı şekilde bağlılık, o nesnenin kaybı sonucunda ciddi üzüntülere yol açabiliyor. İşte sizin kurtulmanız gereken zihinsel durum tam olarak bu. Oysa ki tüm bu zihin yapısını terk edip, en önemli olan şeyin maddeler değil, bizler olduğunun farkına varırsak, o zaman maddelerin gelip geçici olduğunu, kayıplarının telafi edilebilir olduğunu anlarız ve maddelerin bizi üzmesine izin vermeyiz
“Arabanız mahvolmuş olabilir, ama gününüzün mahvolması gerekmez”.
Nesneleri, hayatımızın merkezi olmaktan çıkarıp kendimizi merkeze koymalıyız. Sahip olduğumuz her nesneyi saklamak zorunda değiliz. Tabi ki bizim için hatıra niteliğinde olan nesneleri kastetmiyorum. Ancak bunlar dışında kalan ve işlevini yitirmiş, kullanmadığınız nesneleri başkaları ile paylaşmıyor, bir ilerine hibe etmiyor hatta satmıyorsak, açık bir şekilde o nesnelerin kontrolü altındayız demektir. Bu davranış, özünde kötü niyet barındırmasa da sosyo-ekonomik bir yararsızlık söz konusudur. Ben, kullanmadığım eşyalarımı düzenli olarak ya arkadaşlarıma veriyor ya da bir yerlere bağışlıyorum. Yani satma seçeneğini tercih etmiyorum.
Bir nesnenin atıl durumda olduğunu nasıl anlarız?
Peki bir nesnenin atıl durumda olduğuna nasıl karar verirsiniz? Aşağıdaki soruları sorabilirsiniz:
- Bunu ne kadar sık kullanıyorum?
- En son ne zaman kullandım?
- Bir daha ne zaman kullanırım?
- Benim için ne kadar gerekli?
- Tekrar ihtiyaç duyarsam, kolayca yeniden temin edebilir miyim?
Bu soruların cevapları, nesnenin vazgeçilmez olup olmadığını kafanızda netleştirecektir.
Örneğin; ev içi tamirata meraklı olduğum için zaman içerisinde penseden matkaba, kablo kesme makasından lokma takımına kadar birçok farklı tamir aletini aldım. Ama lokma takımını bugüne kadar hiç kullanmadım. Çünkü bunlar genellikle otomobil veya bisiklet cıvatalarında kullanılıyor. Bu durumda bu lokma takımının bende durmaya devam etmesinin bana bir faydası yok. Ancak onu kullanabilecek birisine verebilirsem o kişi faydalanır, ben de yerden tasarruf sağlarım.
Mülkiyetçiliğin sosyal yararsızlığının yanında kişinin kendisine de verimsiz geri dönüşleri vardır. Yılda sadece iki veya üç hafta kullanacağınız ve yıl boyu vergisini, faturalarını düşündüğünüz, hırsız girer mi kaygısını taşıdığınız bir yazlığa sahipseniz mülkiyetçi, “buna harcayacağınızdan çok daha azı ile 5 yıldızlı bir otelde tatil yapmayı tercih ederim, ne gerek var az kullanılan bir şeye kalıcı olarak sahip olmaya ”diyorsanız minimalist düşünüyorsunuz demektir.
Bunlar, sadece birkaç örnekti. Minimalist yaşamak için yapılması gereken her şeyi sıralamaya kalkarsam uzun bir liste olur. Ama tanımını kendim yaptığım minimalizmin ilkelerine bakarsanız, bir minimalistin farklı durumlara nasıl yaklaşması gerektiğini biraz daha netleştirebilirsiniz. Ben şimdilik bu yazıda minimalist yaşamaya çalışmanın ana hatlarından bahsetmeye çalıştım.
Minimalizm sadece eşyalardan ibaret değil
Minimalizm iki temel kategorinin optimize edilmesi ilkesine dayanıyor. Birisi nesneler, diğeri de zihinsel süreçler. Örneğin, gerektiğinde “Hayır” diyebilme alışkanlığınız bile hayatınızda önemli bir fark yaratır. Uzun süredir bekleyen ve bir umutla aksiyona dönüşeceğini veya çözüme kavuşacağını beklediğiniz bir konudan tamamen vazgeçmeniz de zihninizi boşaltacağı için minimalist bir eylemdir. Uzun süre bekleme sebebiniz büyük ihtimalle kaybı göze alalamamanız veya potansiyel kazancı düşünmenizdir. Oysa ki buradaki kaybın sonucundaki kazanç daha büyüktür. Bunu, dükkanınızın rafında uzun süredir satılmayı bekleyen bir ürünü zararına satarak yeni ve satılabilecek bir ürüne yer açmak gibi düşünebilirsiniz. Sosyal ilişkilerinizi optimize ederek yine zihinsel süreçlerinizi daha iyi duruma getirebilirsiniz.
Minimalizmde nihai hedef
Bana göre minimalizmde nihai hedef nedir, ondan da bahsedeyim. Eğer hayatınızı bir sırt çantasına sığdırabiliyorsanız minimalizmde son noktaya gelmişsinizdir demektir. Hiç de kolay değil ama yapabilenler var. Siz böyle olmak zorunda mısınız? Tabi ki değil. Daha önce de söylediğim gibi, herkesin kendisi için belirleyeceği farklı bir minimalist yaşam şekli olabilir.
Minimalist nedir?
Minimalist olmak demek, hiçbir şeye sahip olmamak değil, sadece gerekenlere sahip olmaktır. Paranın, nesnelerin önemini ve gücünü bilmek, ancak bunun sizi kontrol ederek mutsuz etmesine izin vermemektir.
Platon, minimalizmi 2400 yıl kadar önce şu sözü ile çok güzel açıklamış;
“Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır”.
Minimalist Yaşam Nedir ?
Türkçe anlamı ile sadelik demek olan minimalizm, 1960’larda sanat akımı olarak ortaya çıkıyor.Özellikle müzikte sadelik ve tekrar ile, modern sanatta heykelcilikteki yalınlık ile bu akımın yansımaları oluşturulmuştur.
Minimalizm için sadelik ve nesnellik ön planda ve ”nesne, nesnedir!”felsefesi hakimdir.Hegel minimalizmi;”Sade ama basit olmayan,yalın ama yavan olmayan.” olarak tanımlamıştır.Minimalizmde karmaşaya yer yok.Her şey sade haliyle daha güzel,fakat sadelikten kasıt kesinlikle basitlik değil.Basit ”özelliksiz” demekken,sadelik ”gereksiz fazlalıktan uzak” anlamı taşıyor bu felsefe için.
Öncelikle eşyaya eşya gözüyle bakılıyor.Gerçekten ihtiyaç duyulmayan hiç bir şeyin hayatımızda yer etmemesi görüşüne sahip.Felsefe sadece eşyaları içermiyor.Kişihayatının tüm alanında bu yaşam tarzını benimsemeli.
Sanat akımı olarak ortaya çıkan minimalizm(sadelik),son 15 yıl içerisinde bir yaşam felsefesi halini aldı.Bunun en büyük nedeni ise tüketim çılgınlığı.İnsanlar doymak bilmez bir hal içerisindeler ve tüketmenin ne yazık ki sonu yok.Mutluluğun tüketimle sağlandığı bir dünya haline geldik.Tam da bu noktada durumun farkına varan insanlar bu girdabın içinden yaşam tarzlarını değiştirerek çıkmaya çalışıyorlar.İşte bu noktada en büyük destek bu felsefeden geliyor.
Karıştırılmaması gereken nokta ise minimalist yaşam deyince insanların gözünün önüne bembeyaz yerde yatak olan boş bir oda geliyor olması ,minimalistlik ile asıl oluşturulmak istenen bu değil.Yüzeysellikten çok uzak,derin bir amacı var.Bu felsefe dış uyarıcıları yok etmenizi sağlıyor,içinizdeki gerçek size giden yoldaki engellerinizi bertaraf etmeniz için size yoldaş oluyor.
Peki nasıl minimalist olunur? Çeşitli kaynaklarda farklı maddeler olsa da genel olarak;
- Fazla kılık kıyafete sahip olunmamalı
- Birden fazla sosyal medya hesabı kullanmamalı
- Çok fazla yiyip içmemeli
- Mal biriktirme yerine, sosyal hayat arkadaşları biriktirmeli
- Sadelikten yana olunmalıdır.
- Gereksiz zaman harcamama
- Sade düşünüp sade konuşma gibi
Bu liste minimalist çevrede olmanın yollarını sunmaktadır. İlk bakışta sanki yaşam standartlarını düşürmüş gibi gözükse de, kendimize daha çok zaman ayırıp, ruhumuzun ihtiyaçlarını daha iyi duymamızı sağlar. Stresi azaltıp, yaşam kalitenizi de artırmaktadır.
Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır’ diyen Platon aslında kısaca özetlemiştir. ‘Homo Sapiens’ ve ‘Tüfek, Mikrop, Çelik’ gibi kitaplar da bu kanıyı desteklemektedir. Ayrıca, Steve Jobs, Mark Zuckerberg, Einstein gibi insanlar bu akıma başarılı örneklerdir.
- Dağınıklık ve Gereksiz Eşya Stres Yaratır. Fazla Olanı Azalt!
Dolabımızda mevsimsel yaptığımız değişiklikler yeterli değil. Dolabımızı açıp kullanmadığımız eşyalardan kurtulmak önemli. Kararlı davranıp, uzun süredir kullanmadığınız ve ihtiyaç duymadığınız şeyleri hayatınızdan çıkarın. Eğer vazgeçtiğiniz ürünler temiz ve iyiyse bu sayede ikinci el ticaretinden kâr sağlayabilir ya da bu eşyalara ihtiyacı olan birine hediye edip mutlu edebilirsiniz.
Tabi bu kararlılığın devamlılığı önemli. Bu noktada benimsenmesi gereken temel prensip ‘Kullanmıyorsan tutma, kullanmayacaksan alma’. Görünürde satın almak hepimiz için mutluluk kaynağı. Ancak medyanın maruz bıraktığı bombardıman sonucu hiç ihtiyaç duymadığımız ürünleri satın alıyoruz. Alışveriş sırasında kendimize “Buna gerçekten ihtiyacımız var mı?” sorusunu sorarak bu tuzaktan kurtulabiliriz.
- Gereksizse Zaman Harcama Kendinize daha çok zaman ayırın. Yaptığınız her şeyin bir amacı olmalı. Üretmeye çalışın ve sizi üretmekten alıkoyacak her şeyi kendinizden uzaklaştırın. Örneğin, gündelik yaşantımızda en çok vakit harcadığımız detaylardan biri giyinmek. Fakat dünyanın en başarılı insanlarının kıyafet seçimine harcayacak vakitleri yok. Eğer sadelik hayatınızın felsefesiyse gereksiz kıyafet arayışına hayatınızda yer yok demektir.Nitekim Steve Jobs, Mark Zuckerberg, Einstein gibi başarılarıyla dünyaya nam salmış isimlerin bu konudaki hassasiyeti ortada.
- Vücudunuzun İhtiyacı Olmayan Şeyleri Yemeyin !Haftanın alışverişini tek seferde yapıp bunu da belki yerim diye buzdolabına yığıp çürüttüğünüz sebzeleri çöpe atmak yok. Canınızın çektiği her şeyi yemekten ve bilinçsiz tüketmekten uzak durmalısınız. Elbette iştahınıza uygun yiyecekler de yiyeceksiniz ama canınız çikolata çektiğinde katkı maddesi yüksek, kalitesiz ürünler tüketmek yerine kaliteli ve gerçek çikolata tercih edin. Ya da asitli içecekler yerine su içmeyi deneyerek yaşam kalitenizi arttırın.Böylece yediklerinizden ve yeni düzeninizden çok daha fazla keyif alacak, bilinçli tüketmeye başlayacaksınız.Son Olarak…
Minimalizm yalnızca maddeyle ilişkili değil. Aynı zamanda sade düşünüp sade konuşmak da minimalizme dahil. Zihninize detox uygulayın ve gereksiz konulara kafa yormayın.
Söz gümüşse sükut altındır diyor ve bunu hayatımıza da uyguluyoruz.
Minimalizm’in size sağladıkları:
- Zamandan tasarruf ederek kendinize daha fazla vakit harcama imkanı bulursunuz. Bu da ruhunuzun ve zihninizin ihtiyaç duyduğu motivasyona imkan sağlar.
- Daha az para harcar, daha kaliteli yaşarsınız. Yaşam kalitenizin yükselmesi stresi azaltır ve kendinizi daha huzurlu hissedersiniz.
- Az eşya ile dağınıklık sorunundan kurtulup temizlik tasasını minimuma indirirsiniz. Bu sayede beden yorgunluğunuz azalır ve çok daha pozitif bir hayat sürdürebilirsiniz.
Ve sonuç..
“Daha Huzurlu ve Mutlu Bir Hayat !”
Minimalizmi Felsefe Olarak Belirlemeniz İçin 21 Adım
Gardırobunuza bakıp ne giyeceğinizi seçmeye saatlerinizi harcadığınız halde yine de “Giyecek hiçbir şeyim yok!” mu diyorsunuz?
- Toz alırken tek tek tüm bibloları kaldırıp indirmekten gına mı geliyor?
- Yazlıkları, kışlıkları, battaniye ve pikeleri evin neresine sokacağınızı şaşırıyor musunuz?
- Sürekli yapmanız gereken şeyleri düşünüp ama yapmayıp kendinize mi sinirleniyorsunuz?
- Gün içinde nereye koşacağınızı, kaça bölüneceğinizi şaşırıyor ve “Neden gün 24 saat ki!” diye sinirleniyor musunuz?
- Sosyal medya profillerinizden gün içinde bir sürü ileti, e-posta mı alıyorsunuz?
- O sosyal medya kanallarından aslında çok da umurunuzda olmayan ya da sizi üzen insanların tatilde çektiği ayak fotoğraflarından sıkıldınız mı?
- Ormanları, doğayı seviyorsunuz ama tükettiklerinizi düşününce vicdan azabı mı çekiyorsunuz?
Eğer bu soruların pek çoğuna “evet” dediyseniz, minimalizm ile tanışma zamanınız gelmiş demektir.
İnsanlık tarihinde başarılı olmuş insanların hayatlarında minimalizm tercihinin tesadüf olmadığını görmek zor değil. Steve Jobs yıllarca aynı kıyafet kombinini giymiş. Einsteinda minimalist düşüncenin destekçilerindenmiş. Stiliyle ikonlaşmış kişiler ya da moda tasarımcıları da genelde tek tip giyinir, dikkat edin. Demek ki bu insanların bir bildikleri var!
1. Şu mottoyu bir yere yazın: “Daha az eşya, daha çok anı!”
Ne kadar çok eşyanız olursa, o kadar çok onların bakımına, temizliğine, düzenlenmesine, saklanmasına zaman ve para ayırmanız gerekir. Bir düşünün; en çok gitmek istediğiniz ülkeye bir seyahat yapabilmeyi ve bir ömür hatırlayacağınız anılar biriktirmeyi mi tercih edersiniz yoksa bir süre sonra eskitip atacağınız yeni bir eşya satın almayı mı?
2. Tarzınızı ve ihtiyaçlarınızı belirleyin.
Bu çok kolay bir adım değil. Zamana ihtiyacınız var. Yaşam tarzınızı düşünün; otobüsle işe gidip geliyorsanız onca topuklu ayakkabı niye? Ya da Ankara’da yaşıyorsanız neden dolabınız mayo dolu olsun? Sevmediğiniz ya da kırk yılın başı giyeceğiniz şeyleri sırf moda diye -bkz. göbeği açık bluz- satın almayı bırakın. En sevdiğiniz renkleri belirleyin ve onların dışına çıkmayın. Bu konuda nötr renklere güvenin; siyah, beyaz, bej, gri gibi nötr renkler ve dümdüz, desensiz giysiler daima kurtarıcıdır. Sizin için kullanışlı olacağını düşündüğünüz giysilerin bir listesini yapın. Bakın, Audrey Hepburn sadece simsiyah bir kıyafetle ne kadar da zarif şu fotoğrafta. Niye? Çünkü o Audrey Hepburn. Şaka şaka, çok yalın olduğu için zarif diye örnek verdik.
3. Bütün dolabınızı indirip tek tek eleyin.
Evet. Üşenmeyin. İndirin o dolabı. Alıp da son 1 yıldır hiç dokunmadığınız şeyler, bir nedenle sizin işinizi görmüyor, mutlu etmiyordur. İlk başta biraz zor gelebilir ama acımayın; son bir yıldır giymediyseniz, muhtemelen önümüzdeki yıl da giymeyeceksinizdir. İyi durumda olanları yıkayın, ütüleyin, onarın ve sizden daha fazla ihtiyacı olan birilerine verin. Verdiğiniz giysilerin nesini sevmediğinizi de bir yere not edin: tam olmuyordu, kumaşı rahatsız geldi, desenini sevmedim vs. diye. Daha sonra bu listeye de ihtiyacınız olacak.
4. Listesiz alışverişe çıkmayın.
Daha önce yazdığınız o iki liste var ya? Hah, alışverişe giderken işte onu yanınıza alın. Böylece gerçekten işinize yarayacak olanları satın almış olacaksınız. Sadece işe yarayan şeyleri satın aldıktan sonra, diğerlerine aslında o kadar da ihtiyaç duymadığınızı fark edeceksiniz. Kendinize hakim olun! Fuşya rengi moda olabilir ama listenizde yoksa seneye çöp olacak demektir.
5. Daha az satın alın, ama daha iyisini alın.
Böylece zamanla daha az satın almaya başlayacaksınız; daha az satın almak demek, daha fazla para biriktirebilmek ve daha az borca girmek demektir. Karın tokluğuna çalıştırılan zavallı Çinli işçiler tarafından üretilmiş ve ucuza satın aldığınız 10 tane polyester bluzunuz olacağına, 2 tane daha pahalı ama daha etik şartlarda üretilmiş ve doğal malzemeden yapılmış bluzunuz olsun.
6. Son 4 maddeyi, evinizin diğer alanları için de uygulayın.
Mutfak dolabını açınca üzerinize yığılan yüzlerce saklama kabı, cici bulup aldığınız ama kullanmadığınız on farklı kek kalıbı, hediye gelen ama desenini sevmediğiniz o bardak seti, artık dinlemediğiniz CD’ler, bitirdiğiniz ve bir daha okumayacağınız kitaplar, bir ara heves edip aldığınız ve depoda tozlanan boks eldivenleri… Hepsini bir köşeye ayırın. Atılacakları da atın (pilleri ve elektronikleri normal çöpe atamazsınız, aman dikkat!).
7. “Armağan Ekonomisi” ile tanışın
Emin olun, ayırdığınız bu eşyaların hepsine sizden daha fazla ihtiyaç duyan birileri vardır. Bunları verebileceğiniz yerleri araştırın. İnternetten, “Armağan Ekonomisi”, “Hediye Çemberi”, “Takas Pazarı” gibi terimleri inceleyin ve oluşumlara katılın. Pahalı ürünler ise, ikinci el dükkanlarına satabilirsiniz ya da internetten satıp kara geçebilirsiniz!
8. Eşyalara uyguladığınız bu adımları, şimdi de yaşamınızın diğer yanlarına uygulayın.
Aynen bu şekilde düşünün.
Nelere vakit ayırıyorsunuz?
Hangi ilgi alanlarına ya da hobilere sahipsiniz?
Facebook’taki insanların kaçıyla görüşmekten gerçekten keyif alıyorsunuz?
Kariyer planlarınız ne?
Kendinize gün içinde boş vakitler yaratın ve bu konuları iyice bir düşünün.
Acaba yüzlerce oyuncak ayı satın almanızın altında yatan esas ihtiyaç, birilerinden şefkat görmek miydi?
9. İyice düşündünüz mü? Güzel. Şimdi kullanmadığınız tüm sosyal medya hesaplarını kapatın.
Üşenmeyin, hepsinden bir bir çıkın. Sadece en çok kullandığınız 1-2 tanesi dursun. Onlarca blog açtıysanız onları da kapatın. Aklınız kalmasın oralarda. Hem her gün gelen güncelleme mailleri yüzünden gelen kutunuz da dolmaz.
10. Sosyal medyada “arkadaş detoxu” yapın.
“Kalsın” dediğiniz hesapların içinden, “arkadaş detoxu” yaparak aslında çok da görüşmek istemediğiniz insanları silin. Oh… Zor oldu ama yaptınız. Artık Maldivler’e gidip ayak fotoğraflarını gönderen ama aslında sizi hiç arayıp sormayan o gıcık tipten kurtuldunuz. Listenizde sadece, gerçekten önemsediğiniz ve sık sık görüştüğünüz insanlar var. Bir gün size gelip de “neden sildin?” diye soracaklarını sanıp korkmayın. Sormayacaklar. Zaten umurlarında değildiniz.
11. E-postanızı, SMS’lerinizi, telefon rehberinizi de temizleyin.
İlgilenmediğiniz yerlerden gelen onca reklam, onca mesaj, rehberinizi işgal eden onca şey… Ne gerek var? Bunların hepsi zihnizi siz farkında olmadan çok yoran ve dikkatinizi dağıtan şeylerdir. Silin veya abonelikten çıkın.
12. Bütün sorumlulukları üzerinize almak zorunda değilsiniz.
Her yere yetişmek zorunda değilsiniz. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Evinizi bal dök yala yapmak, her akşam okuldan çocuğu kendiniz almak, üniversitede çift dal yapmak zorunda değilsiniz. Ana ihtiyaçlarınızı ve gerçekten ne yapmak istediğinizi belirleyin ve zorunlu olanlar için size yardımcı olacak birilerini bulun. Tüm sorumlulukları üzerinize alırsanız, insanlar size yardımcı olmaları gerektiğini anlamayabilirler.
13. Toplumun sizden beklediği her şeyi, ideal şekilde yapmak zorunda değilsiniz.
Herkes size “artık evlen” diyor ama siz belki de dünyayı gezmek istiyorsunuz. “Çocuk yap” diyor ama siz hazır hissetmiyorsunuz. “Daha müdür olamadın mı” diye soruyor ama siz bambaşka bir kariyer istiyorsunuz. Tüm bunlar arasında gidip gelip kendinizi sorguluyorsunuz. Bırakın insanların düşüncelerini… Bu hayat sizin hayatınız. Onu hiç kimsenin isteklerine göre yaşamayın.
14. Hobileriniz için hırs yapmayın.
Hem süper bir müzisyen, hem müthiş bir aşçı hem acayip bir buz pateni sporcusu olmak zorunda mısınız? Veya olmak için kendinizi ne tür bir strese sokuyorsunuz? Halbuki çok basit şeyler bile insanı mutlu edebilir. Doğada yürümek, arkadaşlarınızla vakit geçirmek, müzik dinlemek…İlgilendiğiniz hobileri gerçekten zevk aldığınız için mi yapıyorsunuz yoksa kendinizi o hobiyi “mükemmel” şekilde yaparak başarıya ulaşmak için zorluyor musunuz? Bunu ayırt etmek ilk başlarda zor olabilir. Ama bu soruyu kendinize gerçekten çok içten bir şekilde sorun. Geriye, sadece sizi mutlu eden aktiviteler kalsın. Kendinize karşı samimi olun.
15. Sıra geldi, dilinizdeki çer-çöpe…
Sürekli şikayet ediyoruz, başkalarını suçluyoruz, dedikodu yapıyoruz, trafikte bağırıp çağırıyoruz, laf olsun torba dolsun diye konuşuyoruz, deyimleri olur olmaz her yerde kullanıyoruz, insanları kırıyoruz, tersliyoruz, kendimizi yanlış ifade ediyoruz… Belki de bu kadar çok olumsuz konuşma, düşüncelerimizi de kirletiyor olabilir. Aslında orada olmayan şeyleri abartarak kendimizi yoruyor olabiliriz. 1 gün boyunca hiç şikayet etmemeyi deneyin. Hatta buna “şikayet orucu” deyin. Bakalım günün sonunda nasıl hissedeceksiniz!
16. Daha etik yaşayın, gece başınızı yastığa huzurla koyun.
“Çinli işçiler tarafından üretilmiş polyester bluz” ifademizi hatırlayın. Hayatınızda bunun gibi dikkatsizce yaptığımız o kadar çok yanlış seçim var ki… Örneğin ülkemizde halen çöp ayrıştırma meselesi doğru düzgün uygulanamıyor. Halbuki daha az tüketmek kadar, tükettiklerimizin gittiği yeri takip etmek de önemlidir. Neden kendi mahallenizde herkesin işine yarayacak bir akım başlatmayı denemiyorsunuz? İlk ipucunu verelim: Depolarda çürümeye terk edilen bebek arabaları için bir sistem bulabilirsiniz. (Hepsi çok pahalı şeyler, biliyorsunuz değil mi?)
17. “Eyvah! Mideme girenler konusunda minimalist olamıyorum!”
Hayatımızın her alanını kıvır zıvırdan arındırdık. Peki ya midelerimize giren abur cuburlar? Kıyafetlerde nasıl “az sayıda ama kaliteli” ilkesini benimsediysek, bu konuda da aynısını yapmamız gerekiyor. Almış olmak için almak, konuşmuş olmak için konuşmak, yapmış olmak için yapmak nasıl kötüyse, yemiş olmak için yemek de kötü. Bunu kabul etmeliyiz… Daha kaliteli ama az miktarda yemek yedikçe, yediğiniz yemeklerden çok daha fazla keyif aldığınızı keşfedeceksiniz. İşin ucunda sağlık var!
18. Zamanınızı nasıl harcadığınızı fark edin.
Yukarıdakilerin hepsini yapıp da, hala “Hiçbir şeye yetişemiyorum!” diyorsanız, zamanınızı etkin kullanmıyor olabilirsiniz. Belki de internetin başında gereğinden fazla kalıyorsunuzdur? Belki de televizyona takılıp tüm geceyi boşa geçiriyorsunuzdur? Bir gün içinde nelere zaman ayırdığınıza dikkatinizi verip bulgularınızı bir kenara yazın. Aslında ne kadar çok şeye zaman kaldığını görüp şaşıracaksınız.
19. Aynı anda birden fazla iş yapmayın.
Kimse kusura bakmasın, bunun adı “becerikli” olmak değildir. Araba kullanırken telefonla konuşmazsanız ve indiğinizde arayan kişiyi geri ararsanız, emin olun öbür taraftaki kişi kalp kırıklığından ölmez. Ama o telefonu cevaplamaya çalışırken siz -ve arabadaki diğerleri- kaza yapıp ölebilirsiniz. Yaptığınız işe dikkatinizi vermek için, diğer işleri yapmayı bırakın.
20. Sessizliğin tadını çıkarın.
Kendinize arada sırada kaçabileceğiniz sessiz bir zaman dilimi yaratın. Sadece yarım saat ya da bir saati kendinize ayırın. İster dua, ister meditasyon… Hiçbir iş yapmadan, öylece aklınızla baş başa kalın. Kafanızın içindeki dalgaların durulduğunu, zamanla daha sakin bir insan olduğunuzu fark edeceksiniz.
21. Son olarak: Sahip olduğunuz şeyler için minnettar olun.
Cicero ne demiş: “Bir kütüphane ve bir bahçeniz varsa, ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz demektir.” Tabii herkesin ihtiyaçları değişebilir. Ama siz de gerçekten sizi en mutlu eden şeyleri düşünün ve bunlara sahip olduğunuz için şükredin. Ve unutmayın, minimalizm bir yaşam tarzı ve bir süreçtir. Öyle pat diye olmasını beklemeyin. Zamanla azaltın ve azaltmanın sizi ne kadar özgürleştirdiğini fark edin…
Özgürleşmenin En Sade Yolu: 10 Adımda Minimal Yaşamın Dayanılmaz Hafifliği
Minimalizm, “Ali Ağaoğlu yaşam tarzı”nın tam zıttıdır desek yanlış olmaz. Minimal yaşam tarzı, tüketim odaklı yaşamın karşıt biçimi olarak ortaya çıktı. Sanayi devriminden beri, gitgide büyüyen ve virüs gibi yayılan tüketim sendromundan artık iyice tiksinen bireyler, minimal yaşam tarzını daha çok aramaya başladı.
Bize en son modelini, daha iyisini, daha iyisini, ve en iyisini satın almaya zorlayan, üzerimize üzerimize gelen tüketim baskısını püskürtmek için seçebileceğimiz en iyi yol minimal olmayı benimsemektir.
Günümüzde aldığımız birçok ürün belli bir ömrü olacak şekilde üretiliyor. Bu da aslında “planlanmış eskime” gibi bir durum ortaya çıkarıyor. Böylece daha çok ve daha yenisini almak için ister istemez dayanılmaz bir ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü eşyamızın bir süre sonra ya bir özelliği bozuluyor/ihtiyacı karşılamıyor, ya da modası geçiyor.
Bütün enerjimizi harcayarak karşılığında aldığımız şu eşyalara bakınca ne görüyoruz? Sırf moda olduğu için aldığımız ayakkabılar, ya da 3d televizyona gerçekten ihtiyacımız var mı mesela? Onlarsız çok daha mutlu olabiliriz. Minimal yaşamı seçmenin bize getireceği artıları okuyunca bize hak vereceksiniz.
1. Daha az eşyanın getirdiği maddi mutluluk
Minimal yaşamın öncelikli ve en büyük getirisi tabii ki maddi özgürlük. Daha az eşya = daha çok paramız olması. Yeni model bir telefona, pahalı bir cekete ihtiyacımız olmadığını fark ettiğimiz gün, özgürleşeceğimiz gündür.
2. Daha az stres
Daha az eşya = daha az gereksiz sorumluluk. Temiz ve düzenli tutmanız gereken daha az eşya ve hakkında kaygılanmanız gereken daha az maddi varlık
- Çevreye daha az zarar vermek
Yine daha az tüketim, tabii ki daha az atık ve çevre kirliliği demek. İnsanların yaşayış biçimleri ve tüketim miktarı dünyamız için büyük bir fark yaratıyor. - Üretken olmak için daha çok zamanımız olması
Dikkatimizi dağıtan eşyaların sayısı azaldıkça kendimize ve zihnimize ayıracak daha fazla alanımız kalacak. Arkadaşlarınızla, ailenizle, sevdiklerinizle daha çok zaman geçirmek, basit bir yürüyüş ya da yoga yapmak, bahçeyle uğraşmak, bizi video oyunlarından veya şık kıyafetlerden daha çok tatmin edecek. - Küçük alanlarda da yaşayabilme becerisi kazanmak Kocaman Amerikan evlerini düşünün, 4-5 kişinin yaşadığı koca koca evlere sığmak bilmeyen eşyalar… Kullanılmayan yüzlerce eşya için ayrılan garajlar veya odalar. Düşününce bile içimiz sıkıldı. :/
6. Fazla yük ve dağınıklık hissinden kurtulmak, hafiflemekÇok sayıda eşya sahibi olmak ayağımıza zincir vurmak gibi bir şey. Hareket etmemizi zorlaştıran eşyalarımız bizi olduğumuz yere çakma görevi görüyor. Özgürlük için minimalizm!
7. Eşyalarınız yüzünden bitmek bilmeyen kıyaslanma oyunundan kurtulmak
Şöyle düşünün, kimse sizin cenazenizde durup şöyle demeyecek; “Çok pahalı bir paltosu ve çok şık ayakkabıları vardı…:'(” Sadece başkalarını etkilemek için aldığımız eşyalar yüzünden yaşadığımız mutsuzluğa hiçbir şekilde değmez. Çünkü her zaman birilerine kıyasla daha az sayıda ya da daha modası geçmiş eşyalarımız olacak.
8. Geçmişe daha az takılıp kalmak
Bazen bize geçmişi hatırlatan eşyalarımıza sıkı sıkı tutunuruz. Üstelik bu eşyaların hatırlattıkları genelde iyi anılar olmazlar. Neden hayatımızı bu şekilde sabote ederiz ki? Ya da mutlu anılarla bağdaştırdığımızı düşündüğümüz o eşyalara gerçekten ihtiyacımız var mı? Kurtulun gitsin!
9. Ve daha mutlu olmak…
Jim Carrey ne güzel özetlemiş; “Keşke her insan ünlü, çok zengin ve hayal ettiği her şeye sahip olabilse, böylece cevabın bu olmadığını anlarlardı.” Minimal yaşamayı öğrendiğimiz zaman anlayacağımız en önemli şey, mutlu olmak için eşyalara sahip olmamız gerekmediğidir.
10. Dünyayı değiştirmek için insanlara iyi bir örnek olmak
Başta aileniz ve arkadaşlarınız olmak üzere, minimal yaşam tarzınızla çevrenizdeki insanlara güzel bir örnek olabilirsiniz. Az tüketerek mutlu olduğunuzu gören yakın çevreniz, doğru yolun bu olduğunu bizzat görerek sizden etkilenecekler. Daha yaşanılası bir dünya kurmak için değişime kendinizde başlayabilirsiniz.
Alıntı
